Düz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2007 Cuma

Yine, yeniden yanlış anlaşılmak

Sebebi nedir hiçbir fikrim yok? Konuşmadan evvel defalarca düşünen bir insanım fakat her ne hikmetse bir şekilde yanlış anlaşılabiliyorum. Amacımın tamamen uzağında bir algılanma hasıl olunca ister istemez moralim bozuluyor.

Son birkaç haftama şöyle bir bakış attığımda, en az bir elin parmakları kadar yanlış anlaşıldığım nokta buldum. Noktalar da öyle ufak şeyler değil. E, sonuçta bu noktalar birleşip bir doğru oluşturuyor ve değerlendirilen "ben" farklı bir şey oluyor. Bu ben değilim ki diye bağırmak istiyorum, peki ya bu gerçekten bensem?

Örneğin dün... Bir yazıyla ilgili olarak yön göstermeye, bir şekilde o yazının hazır olmasına çabalıyordum. Söylediklerim tamamen bu yönde olmalıydı, hatta öyleydi de şimdi tekrar söyleyecek olsam herhalde yine aynı şekilde dile getirirdim söyleyeceklerimi. Peki ya sonuç? Sonuç hiç de öyle değildi. Benim anlatmak istediğimin tam tersi istikamette heves vermesi gerekirken heves kırıcı bir şey algılanmıştı. Hata bende miydi? Eksik cümleler mi kurmuştum? Yoksa yanlış kelimeler mi ihtiva ediyordu cümlelerim? Düşünüyorum, düşünüyorum... Hayır! Kendimce doğru dile getirmiştim...

Peki, o zaman niye öyle algılanmamıştı? Tamamen zıt bir şekilde algılanması tamamen algılayıcının suçu muydu? Ruh halinde bir sorun mu vardı? O an söylediklerimi aslında oldukları gibi değil de, duymak algılamak istediği gibi mi algılamıştı? Pek zannetmiyorum.

Şimdi tekrar anlatmak istesem aynı şekilde anlatırım diyorum, peki tüm kelimeleri eksiksiz hatırlıyor muyum ki? Bir kelimeyi, bir "şeyi" fazla veya eksik söylesem tüm anlatmak istediğim değişir miydi? Belki.

Öyle anlamaması gerekirdi diyorum, peki tekrar anlattığımda kullandığım ton değişip daha ilgi çekici olsa ve bir kelimeyi bile kaçırmasa yine aynı şeyi mi anlardı karşımdaki kişi? Öncesinde bir güzel söz söyleyip, arkasından eleştirileri getirsem daha çok mu heveslendirirdim?

Üzerinde bayağı düşündükten sonra kararım şu oldu. Bazen her nasıl algılanmak istersek isteyelim öyle algılanmıyoruz. Ne algılayıcıda, ne de anlatıcı olarak biz de suç olmasına gerek yok. Bazen sırf öyle olduğu için öyle oluyor. Bir sebep olmasına gerek yok.

Belki de bu yüzden dünya bu şekildedir. İnsan olmanın güzel ve ayrıcalıklı bir şey olmasının sebebi de budur belki...

Yazdığım şeye göndermeden önce şöyle bir tekrar baktımda, e ben yine yanlış anlaşılıyorum gibi?

16 Aralık 2007 Pazar

Yaşamak için yazmak veyahut yazmak için yaşamak

Bugünlerde Gabriel Garcia Marquez'in "Anlatmak İçin Yaşamak - Vivir Para Contarla" isimli kitabını okuyorum. Bu kitaptan bağımsız olarak bugün aklıma bir şeyler takıldı. Ben genelde çok uzun cümleler kurarak, uzun şeyler anlatırım. Sadece yazerken değil konuşurken de konuyu uzatır, sündürür olur olmadık şeyleri eklerim. Bunu yapmamdaki en büyük etken karşı tarafın o konuya ilişkin şeyleri bilip bilmediği noktasıdır. Sonuçta bir şeyi anlatırken arada durup, şunu biliyor muydun bak bilmiyorsan anlatacağım yok biliyorsan devam edeceğim anlatacağıma denilemeyeceğine göre -ki böyle yapmak anlatılan şeyi tamamen dağıtmak manasına gelir- karşı tarafın bilmediğine kanaat getirdiğim şeyleri de katarak olayı anlatırım.

Olay her ne olursa olsun, karşı tarafın dinleyebileceğini düşünüyorsam en ince ayrıntısına kadar anlatmayı yeğlerim. Sonuçta önemsiz olan şeyleri anlatmamak için elimden geleni yaparım. Bana ne önemli geliyorsa onu anlatmak için çabalarım. Fakat her nedense çoğu kişi bunu bu şekilde görmüyor. Laf kalabalığıyla konunun dağılması neticesinde konstrasyonlarını dağıttığımı, bu sebepten ötürü de beni tam manasıyla dinleyemediklerini öğreniyorum.

Başlıkla ne alakası var kardeşim bunun diyeceksiniz. Haklısınız, direkt olarak alakası yok. Ben neden bahsediyorum? Hala anlamadınız sanırım...

İşi yazmak olan, hayatını bu yolla kazananlar için yaşamak için yazmak gayet olağandır. Benim gibi yazmak için yaşayanlar ise durum biraz daha farklı. Yazabilmek, yazabilmeyi sağlamak için de anlatmak ve dinlemek, bu esnada da yaşamak. İşte bunu yapması gerçekten çok zor.
Bazen yazmak zorken, bazen anlatmak ve/veya dinlemek, hiç olmadı yaşamak zor oluyor.

Bugün bir kez daha anladım ki yaşamak gerçekten güç bir uğraşı. Hele ki önem verdiğiniz şey yazmak ise gerçekten çok zor. Bir yandan yürütülmesi gereken şeyler varken, yazmaya çalıştığınızda bir şeyleri eksit tutmak zorunda kalıyorsunuz. Sonuçta da bir ayrım noktasına varış gerçekleşiyor. Yaşamak için yazmak mı, yazmak için yaşamak mı?

Ben henüz bunun kararını veremedim. Yaşamak bu kadar zor olmasa yazmak için yaşamayı tercih ederdim...

11 Aralık 2007 Salı

Canım yanlış anlaşılmak istedi

Bugün adsl bağlantım o kadar yavaştı ki en son yatmadan önce canım çektiğinden bir şeyler yazma isteğiyle buraya girerken kapıdan dönüyordum neredeyse. Canım istemez hale gelecek diye korktum. Sonra dedim ki can bu, ister istemez, istemişken yazayım.

Her neyse bugün dikkatimi çekti de ben feci şekilde iletişimsiz bir insanım. Öyle böyle değil, bugün ekşi sözlükte birisine mesaj atacak oldum, sonra dedim ne yapıyorum ben? Niye böyle dediğimi bilmiyorum açıkçası. Sonradan düşününce acaip saçma geldi, niye böyle düşünmüş olabileceğimi anlayamadım. Gayet yerinde ve atılması gereken bir mesajdı ama atmadım sonuç itibariyle...
İnsan garip bir varlık. Bazen--- Ne bazeni çoğunlukla kendisini kendisi bile anlamıyor. Sonra bir de etraftan anlaşılmayı bekliyor. Ne ikiyüzlülüktür bu!

En çok korktuğum şeylerden birisi yanlış anlaşılmaktır. Bazen yanlış anlaşılmayayım diye etraftaki bazı kişilerle konuşmam. Söyleceklerimin yanlış anlaşılmasındansa hiç anlaşılmamayı yeğ tutarım anlayacağınız. Bu gibi durumlar dışında genelde çok fazla konuşurum, aynı çok fazla yazdığım gibi. Çenem kapanmaz, kapanmadığı gibi bazen? laf salatası yaparım. Anlatmak istediğim şeye ulaşana değin karşı tarafa gerekli bilgi yüklemelerini yapma gibi bir zorunluluk içinde hissederim kendimi. İşte bunun da sebebi yanlış anlaşılmamaya çalışmak. Ahh şu yanlış anlamalar yok mu?!

Bir hikaye yazayım dedim, bayağıdır aklımda dolanıp duruyordu. Yazmadan evvel şöyle bir düşündüm, bunu bir yere koyarsam kesin yanlış anlaşılırım sonucuna vardım. Birkaç kişiye, abiyene tabirle bir bilene, sorayım ondan sonra nihai kararımı vereyim dedim. Gittim sordum, böyle böyle bir şey yazmayı düşünüyorum ama ne düşünürsün diye. Geri dönüşler pek hoş olmadı açıkçası. Beni tanıdıkları, iyi tanıdıkları, halde onlar bile yanlış anladı. Anlatmak istediğim asıl şeye bu yolla ulaşamayacağımı kavramış oldum. Velhasıl 1,5 senedir kafamda tasarladığım hikaye bir 1,5 sene daha beklemek üzere derin dehlizlere doğru itildi. Gerçi çok fazla derine itmemiş olacağım ki aradan geçen günler haftalara varmadan tekrar şekillendirmeye başladım hikayeyi. Sonucunda bir şeylere vardığımı düşündüm... Bakalım bu defa da yanlış anlaşılmalara mahal verebilecek bir şey mi oldu yoksa gerçekten anlatmak istediğimi gayet güzel anlatabileceğim bir şey mi? Etrafımdaki insanlara, bir bilenlere, sorduktan sonra çok daha netleşecek bu...

Burayı açarken ki amacım kafama göre yazmaktı. Şu an kimse okumuyor bunları, ileride de belki kimse okumayacak. İşte bu rahatlıkla yazıyorum. Canım isterse hikaye, canım istemezse düz yazı. Çalakalem bir şeyler yazmaya devam edeceğim burada. Bu rahatlığı sevmeye başladım çünkü...