<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999</id><updated>2012-02-16T11:19:49.033+02:00</updated><category term='Hikaye'/><category term='Yaşam'/><category term='Düz'/><category term='Sorgu'/><title type='text'>Canım isterse yazarım!</title><subtitle type='html'>Benim canım pek istemez aslında ama isterse, işte o zaman iyi yazarım.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>16</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-2843801886731420054</id><published>2010-10-28T03:54:00.000+03:00</published><updated>2010-10-28T03:54:35.508+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><title type='text'>Başlangıç</title><content type='html'>Oturup durmaktan yoruldu. Yapabileceği çok daha iyi şeyler olmasını istiyordu ama yoktu. Hepsi onun suçuydu, şimdi burada yanında olmalı, onu okşamalı... Hayır, o orada değildi.&lt;br /&gt;Sigara paketinden bir sigara çekip ayağa kalktı. Çantasını aldı ama mantosunu oturmakta olduğu masada bıraktı. Kapıya en yakın masayı sırf arada sigara içebilmek için tercih etmişti. Ağır adımlarla garsonların ve kapının girişindeki mutfağın yanından açık havaya çıktı. Tıktıktık sesleri ona depresyonu çağrıştırıyordu. Yağmur olanca kuvvetiyle yağmaya devam ediyordu. Bu kafeye gelmesinden evvel de yağmur yağıyordu, anlaşılan o buradan çıkınca da yağmaya devam edecekti. Mevsimin bu zamanlarında bulunduğu şehirden daha da çok nefret ediyordu. Onun yanında olabilirdi şu an, onun şehri güzeldi. Sigarasından derin bir nefes çekip, gri bulutlara doğru üfledi. Dertleri veya tasalarını dumana yüklemek isterdi, keşke yapabilseydi.&lt;br /&gt;Bir önceki gece karşısında oturmakta olan Filiz'e bunları anlatmaya çalışmıştı. Onun o kocaman, bıkkın bakan yeşil gözlerinin içine bakarak derin mesajlar göndermeye çalışmıştı. Doğal olarak hiçbir şey olmamıştı. Telepatik bir an yaşamış olmayı istiyordu çünkü ağzından kelimelerinin çıkacak mecali yoktu. Beyninin içinde dönüp duran, debelenen kelimeleri def etmeyi her şeyden çok istiyordu. Olmuyordu, bu kadar basit.&lt;br /&gt;Filiz yarım saat boyunca bir şey demeden karşısında oturmuştu. Bir süre daha oturduktan sonra ilgisini yitireceğini belli eden hareketler içindeydi. Yaşamakta olduğu hayatta en iyi arkadaşı Filiz olmasına rağmen onun bile en fazla yarım saatlik ilgisine mahzar olabiliyordu.&lt;br /&gt;Filiz ve dün gece aklından ne ara çıktı, ne ara kafenin kapısındaki masanın üzerindeki yazılara dalıp gitti bilemiyordu. Sigarasının külü uzamış, düşmüş ve tamamen sönmüştü. Ayakları ağrıyordu. Üstüne tükenmez kalemle iki isim ve bir şekil çizilmiş şeklin üstüne düşen külün altında iki isim rahatlıkla seçilebiliyordu. Ahmet ve Şermin. Külün düştüğü yerin altında bir şekil var gibiydi. Küle üflemeyi istemiyordu. Ahmet ve Şermin saatli bombayı gösterir kırmızı ve mavi kablolar gibiydi. Onların aralarındaki köprünün patlamaya yol açacağına hiç şüphesi yoktu.&lt;br /&gt;Her şeye rağmen bir nefesle külü şekilden uzaklaştırdı. Yamuk bir kalp ortaya çıkmıştı. Ahmet veya Şermin veya ikisi birden isimlerini ve ortasına bu kalbi çizdikten sonra kaç farklı kişiye ait eller bu masanın üzerinde birleşmişti?&lt;br /&gt;Elindeki bitik sigarayı sanki yanıyormuşçasına tablaya bastı, biraz döndürdü ve en sonunda söndüğüne kanaat getirmiş olacak ki serbest düşüşe bıraktı. Yağmur damlalarının plastik brandaya vurarak çıkardığı tıktıktık seslerinden uzaklaşarak kafenin içine girdi. İnsan hengamesinin, aşk sözcüklerinin ve dedikodularının sesleri yağmuru bastırıyordu.&lt;br /&gt;Ayaklarını sürüyerek masaya yaklaştı. Bir an durup masayı süzdü. Kırmızı mantosu bıraktığı yerdeydi. Aynı kullanılmış kağıt mendillerin ve yarım kalmış çay bardağının masanın üzerinde oluşu gibi mantosu da hareket etmemişti. Cisimler kendi başlarına hareket etmemeliydi zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sert ve rahatsız olduğunu saatlerdir tecrübe etmiş olmasına rağmen sandalyeye çöker gibi oturdu.&amp;nbsp;Oturduğu anda oturup durmaktan yorulduğunu anımsadı. Omzundan indirmediği çantasını açtı. Çok aramasına gerek kalmaksızın bulduğu sigara paketinden bir dal sigara çıkardı.&lt;br /&gt;O yoktu burada. Hakkında konuşamadığı, kimseye -Filiz'e bile- anlatmadığı onsuzluk, okşanmazlık, sevgisizlik ise tam buradaydı işte. Çantasını kapatıp, ayağa kalktı. Garsonların bıkkınlarının ve insanların mutluluklarının arasından yavaşça süzülerek kafenin dışına doğru yol altı. İşte bu yüzden kapıya en yakın, boş masaya oturmuştu bundan saatler evvel.&lt;br /&gt;Yağmur tıktıktık dansını yaptırmaya devam ediyordu. Sigarasını yaktı. Filiz'i, dünü, Ahmet'i, Şermin'i veya masadaki yamuk kalbi düşünmedi. Sadece onu düşündü ve tek kelime çıktı ağzından:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Piç kurusu!"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-2843801886731420054?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/2843801886731420054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=2843801886731420054' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/2843801886731420054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/2843801886731420054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2010/10/baslangc.html' title='Başlangıç'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-9096410940404028086</id><published>2010-01-12T19:49:00.000+02:00</published><updated>2010-01-12T19:49:04.905+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorgu'/><title type='text'>Yaptığım hatanın, koyunlara etkileri ve özür</title><content type='html'>Kendime kızmakla bazen hata mı ediyorum diye düşünmeden edemiyorum. Koyun misali birisini takip edip duran salakları gördükçe boşuna kızıyorsun kendine oğlum, boşver diyorum. Sonuçta yaptığın hataları fark eden bile çıkmıyor.&lt;br /&gt;Bilgiyi öyle koşulsuz kabul ediyor ki insanlar şaşmamak elde değil. Birisi biraz duygu yoğunluğuyla bir şeyi dile getirdi mi hiçbir uğraşı göstermeden onu doğru kabul ediyoruz. Bilmiyorum farkında mısınız ama yaşadığımız çağ dezenformasyon çağı. Hiçbir bilgiye asla tam olarak güvenmeyin! Misal bu bilgiye de güvenmemeniz gerekiyor. Buna da, buna--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye böyle saydırdığıma geleyim bari. Bir aklıevvel geçtiğimiz haftalarda ekşi sözlük üzerinde bir başlık açmıştı. Konu trafik kazasında ölen bir ekşi sözlük yazarının "orospu" olup olmadığıydı. Başlığı ilk gördüğümde beynimdeki nöronlar çarpışarak karşıma bir görüntüyü, harfler dizilimini getirdi. Sonuçta öldüğünü bildiğim bir ekşi sözlük yazarının rumuzu gözlerimin önünde beliriverdi. Ölümü, oldukça yakın zamanda gerçekleştiği için ve üstelik oldukça dikkat çekici olduğu için bir şekilde aklımda yer etmiş.&lt;br /&gt;Sonucunda ölen birisinin arkasından bu şekilde saydırmanın doğru olmadığını düşünerek duygu patlaması eşliğinde oldukça ağır &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17654245"&gt;bir yazı yazdım&lt;/a&gt;. O ana kadar kimsenin umurunda olmayan konu -ki beş ila on dakika kadar ara vardı sanırım benim o entry'i girmem arasında-ilgi çekici oluvermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi burada bir es verip olayı geriye sarıp beynimden geçenlere birkaç ek yapayım. Sonucunda bu yazının yazılış sebebini anlayın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olan bitende duyrulmamış olsa bile ölen şahsın bir trafik kazasında feci şekilde can vermesi ve isminin nispeten farklı olması hasebiyle konu zihnimde yer etmiş. Çerkesce olduğunu sonradan öğrendiğim ismi ile hakkında girilen entrylerin bazıları neticesinde şahsın cinsiyetini kadın olarak resmetmiştim. Buraya kadar bir sorun yok gibi görünüyor ama aslında sorun da tam olarak burada. Ölen şahıs bir kadın değil, bir erkek.&lt;br /&gt;Başlığın içerdiği anlam net olmasa bile şimdilerde orada olmayan, uçurulan şahsın entry'sinde tek bir cinsiyete gönderme vardı: kadınlara.&lt;br /&gt;Hadi bu neyse, sonrasında gelen onlarca mesajın bazılarında kişinin kim olduğu sorulmuştu. Hepsine şahsın ismini ve rumuzunu söylemiştim. Buna rağmen içlerinden birisi de çıkıp "iyi de bahsi geçen kişi erkek" demedi. Akşam "ssg" gelip bir mesaj atana değin de kimse bu konuda bir şeyler söylemedi. Herkes tek bir ağızdan malum yazarın uçurulması gerektiğini bağıra çağıra dile getiriyordu yalnızca. Ellerinde meşaleler olan köylüler yaratmış gibi hissediyorum. Linç kültürü böyle bir şeydir işte. Neye, niye karşı çıktığınızı bilmeden, koyun misali köyün "insanları" olarak birilerini kurban etmeye çalışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi olaya dönüp baktığımda kocaman bir ironi görüyorum. Yaptığım hatanın, dolduruşun mesnetsiz olduğunu ve benzemekten ölesiye imtina ettiğim insanlara benzediğimi; nihayetinde kendime ders verme amaçlı uzaklaşmam gerektiğini &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17656533"&gt;şurada&lt;/a&gt; yazmıştım. Sonuçta kimsenin arkasından var olsun ya da olmasın bu türden sözler edilmemeli kabul ama bu farklı bir şey, gerçekten var olan bir olay hakkında atıp tutar gibi yapmak ayrı bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi ben yaptım bir hata ve olayı bok ettim. Bir tane Allah'ın kulu da çıkıp beni düzeltmez mi? Şimdi diyorum ki keşke hatamı anladıktan hemen sonra ilgili başlığa şimdi yazdığıma benzer bir şeyler yazsaymıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İroni bu ya, onu da okumayıp olayı yumuşak yerlerinden anlayanlar çıkardı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak diyorum ki benim yaptığım hatayı, sanki değişmez doğruymuş gibi ilgili kişi ile ilişkilendirip durmayın! Koyun olmaktan vazgeçin. Gördüğünüz her halta sazan gibi atlamayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle veya böyle kendimi bu konuda çok rahatsız hissediyorum. En basitinden cinsiyetini yanlış bildiğim kişinin ailesinden ve tanıdıklarından özür diliyorum. Farkında olmasalar bile ben kendimce ve mesaj atanlara ilettiğim şekliyle olayı onunla örtüştürdüm. Gerçekten böyle büyük bir hatayı yaptığım için kendimden nefret ediyorum.&lt;br /&gt;Gelelim ekşi sözlük'ten uçurulan kişiye yaptığım ithamlara. Maalesef o konuyla ilgili yanlış olsa bile kendisinden özür dileyecek değilim, zira kendisinin çok daha ağırlarını hak ettiğini düşünüyorum. Üzüntüm çok daha ağırlarını "doğru" bir dayanak noktasına yaslanarak söylemiş olamamak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-9096410940404028086?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/9096410940404028086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=9096410940404028086' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/9096410940404028086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/9096410940404028086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2010/01/yaptgm-hatann-koyunlara-etkileri-ve.html' title='Yaptığım hatanın, koyunlara etkileri ve özür'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-6037641598719835902</id><published>2009-01-05T14:38:00.002+02:00</published><updated>2009-01-05T15:05:52.077+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorgu'/><title type='text'>Kafada var bir, elde var on yüz milyon baloncuk</title><content type='html'>Zor zanaatmış gerçekten bu. Oblomov'u okuduğumda Ivan Goncharov'un 30 günde bir kitabı bitirmiş olması garip gelmemişti bana. Kendi kendime söylediğim şey 30 gün değil 1 günde bile kitap yazılabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlayana kadar hep böyle geliyormuş. Aklınızda bir fikir, bir öykü vardır. Öykünün ana hatlarının üzerinden senelerdir geçmişsinizdir ama bunu yazıya aktarana kadar o öyküyü anlatmış sayılmazsınız.&lt;br /&gt;İlk zorluk öykünün işleyişini belirlemekte ortaya çıkıyor. İnsanın beyninde kurguladığı şeyle, kağıda yazı aracılığı ile aktarılan şey aynı düzlemde gitmiyor. Bu kafada kurgulanan şeyin aslen tam kurgulanmadığı veya kurgulanmaya devam edildiği manasına geliyor.&lt;br /&gt;Ben öncelikle parça parça öyküleri yazmaya başlamıştım. Seneler evvel gözümde canlanan ilk sahne, sonraki dönemlerde kitabın sonuna denk gelmişt. Yine de aklıma ilk geleni yazmakla başladım kitaba. Yazdıkça yazdım. İlk gün yanlış hatırlamıyorsam on sayfa kadar yazdım. Son sahneden başlamıştım ama araya başka şeyler girmişti yazarken. O an aklıma gelenler, senelerdir ara ara düşündüğüm şeyler ve diğerleri.&lt;br /&gt;Sakin bir kafayla baktığımda o on sayfanın yalnızca bir sayfasının son kısım olduğunu gördüm. Bu iyiye mi işaretti yoksa kötüye mi? En baştan bunu pek anlayamadım açıkçası. Yazmaya devam ettikçe dizginlerin elimden kaçışını fark edemeyecek kadar kör olmuştum. Gitmemem gereken yerlere daldığımı ise sonraki on sayfa ile anladım. Öykünün gitmesi gereken yoldan sapıyordum. Allah'tan erken fark etmiştim bunu.&lt;br /&gt;O an oturup bunun öykümü daha evvelden hiç kimseye anlatmamış olmamamın bir sonucu olup olmadığını düşündüm. Verdiğim karar böyle olduğu yönündeydi. Herhangi birisine anlatılamıyor ki böyle şeyler de. Anlatırken dinleyecek, karışık yapıdaki ham maddeyi hayal gücüyle işleyebilecek kişiler gerekiyor böyle durumlarda. Öyle birisini tanıyor olmaktan ötürü şanslıydım. Anlattığımda iyi bir izlenim bırakmıştım. Ayrıca anlatırken kafamda kurgularken saçma gelmeyen birçok şeyin dile getirildiğinde ne kadar saçma ve çapraşık olduğunu da görmüştüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatırken seçtiğim yolun en iyi olup olmadığı konusunda biraz kafa yordum. Birkaç ufak değişiklikle bir sıralama oluşturmuştum. Kafamdaki kısmı bitirdiğimde fazla vakit kaybetmeden yazıyı kafamdakine uygun sıraya dizdim. Bu sayede sonunu baştan görmemiş oluyordum. Tekrar yazmaya başladığımda ellerim nereye gideceğini gayet iyi biliyordu. Gittikleri yerlerde kaybolmuyor, kaybolduklarında ekmek kırıntılarına umut bağlamıyorlardı.&lt;br /&gt;Birkaç ay sonra ilk taslak neredeyse bitmişti. Ana hatları toplamda kırk beş sayfa tutuyordu. Baştan başlayarak, maymun iştahlılık yapmadan öyküyü devam ettirdiğimde şu an bulunduğum yere geldim. Şu ana kadar çıkarttığım iş nasıl bilmiyorum. Hepsini okumuş birisi yok. Muhtemelen bitene kadar da olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aşamaları neden buraya yazmaya başladığımı bilmiyorum ama neden şunu yazarken biliyorum ki ileride bu yazdıklarıma çok güleceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amatör bir yazar olarak, ilk yapıtımda fazla yan yollara girmediğimi umut etmekten başka yapabileceğim bir şey yok...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-6037641598719835902?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/6037641598719835902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=6037641598719835902' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6037641598719835902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6037641598719835902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2009/01/kafada-var-bir-elde-var-on-yz-milyon.html' title='Kafada var bir, elde var on yüz milyon baloncuk'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-4156284602257841616</id><published>2008-07-22T04:56:00.003+03:00</published><updated>2008-07-22T05:14:07.255+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><title type='text'>Ah be kavgacan!</title><content type='html'>Bugün yeni bir kavgacanla tanıştım. Aslında çok da yeni birisi sayılmaz, ara sıra rastladığım kavgacangillerden birisiydi sadece. Önceden sözleşmiştik kendisiyle, buluşacaktık saat yedide. Gelmek bilmedi lanet. Lanet dediysem, tepemdeki lanet geldi geleli gitmek bilmiyor ondan bahsetmiyorum, kavgacandan bahsediyorum. Neyse efendim zor bela geldi gelemez olasıca. Tabii geldiği gibi patırtı kütürtü, komşuları uyandıracak kadar ses çıkarttı. Komşuların homurtularını, gurultularını duymamak için sağır sultaniye olmak gerek. Duydum da velhasıl kelam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce niye geç kaldın diye kavga ettim kavgacanla, baktım ki sesimi yükseltmeden dönülmeyecek akşamın ufkuna gireceğiz, tıkadım tıkaçları kulaklarıma yükselttim sesimi. O mu? Yok canım ona fırsat vermedim, ansızın bastırdım elimi eteğine... Hah, yok o başkasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bağırdıkça o dinledi, o dinledikçe ben bağırdım. Baktım şişman azman bir dostu yaklaşıyor uzaktan, ufaktan bendeniz kaçayım geç olmadan, evde hanım bekler dedim. Dedim de dinleyen kim allasen? Dostu dostummuş gibi geldi patlattı enseme bir şaplak. Hiç de sevmem el şakalarını, patlattım suratına bir tane. Meğersem dostunun adı "yedi düvelden belalı angut Alttan almanın" üvey kardeşi "Yağ gibi tepene çıkarım"mıymış... Vah bana vahlar bana. Farkında olsaydım öyle mi yapardım a be komserim şoparım. Ettik bir hata, külhanbeylik var tabii ki biraz da bendenizde, onun adı varsa bizim de ağırlığımız var. Dedim "sen bekle, az sonra görüşeceğiz seninle". Angut'un kardeşi demiştim değil mi? Hah işte bu da angut bekledi de. Bizim kahvehaneye topukladım hemen, kapıdan kafamı uzatıp "Beyler olay var yetişin" dedim. Zaten onlar dünden razı, kırmızı suratlarla kalktılar. İpsiz sapsız inler cinler takılır genelde bizim kahvehaneye. Birkaç boş gezenin boş kalfası da gelirdi ama o gün yoklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşturarak döndük hemen, döveceğiz ama hemşilerin ilgisine mahzar olamayacakları şekle getireceğiz belalıları. O da nesi? Kaçmış mı kaltabanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnler cinler oraya kadar gelmişken boş dönerler mi? Sen misin bizi boş yere getiren, tepeme çıktılar mir'im. Yok mu şuralarda bir hemşire, şöyle iki öpücük bastırsa yaralarıma merhem niyetine?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hah, bir sizler eksiktiniz pek saygıdeğer okuyucum, bir de siz vurun tam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh, ben size iyi bir şey sunacağım mı dedim? Kavgacanların hangisi iyi allasen, çok safsınız siz de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hahahaha (Erol Taş'ı sevgiyle anıyorum)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-4156284602257841616?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/4156284602257841616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=4156284602257841616' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/4156284602257841616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/4156284602257841616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2008/07/ah-be-kavgacan.html' title='Ah be kavgacan!'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-783429407124382755</id><published>2008-05-26T00:32:00.002+03:00</published><updated>2008-05-26T00:43:30.010+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşam'/><title type='text'>Lanet günü</title><content type='html'>Dur biraz aslında bugün benim doğum günüm? Yok canım doğum günüm olsa birileri arayıp doğum günümü kutlardı. Şimdi böyle söyleyince çok üzücü göründü, dur yumuşatayım. İki kişi aradı yalnızca. Kuzenlerimden ikisi. Sevgilimle kaç gündür doğum günü konuşmaları yapıyor olsak bile akrep yelkovanla sevismeden uyumak istedi. Aslında benim için sorun değildi, uyumak istedikten sonra uyuyabilirdi ve o an benim doğum günümü kutlayabilirdi ama unuttu. Sabaha görünce muhtemelen defalarca özür dileyecek, belki de hiç özür dilemeyecek sadece unutmuşum diyecek. Peki, ne yaparsa yapsın bugün yaşadığım burukluk geçecek mi? Çok zor, pek zannetmiyorum açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl boyu kaç doğum gününü kutladım bilmiyorum. Şu an 36 dakika geçmiş durumda ve doğum günümü kutlayan iki kişi var. Birisi aradı, diğeri mesaj attı. Ne yalan söyleyeyim canım fena halde sıkıldı böyle olmasına. Bu seneye özgü bir şey değil aslında bu. Sene boyu sevdiğim birçok insanın doğum gününü kutlarım ve genelde bazıları hatırlar benim doğum günümü. Karşılık bekleyerek yaptığım bir şey değil doğum günü kutlamak ama insan bu, defolu ruhu, her halükarda bir geri dönüş bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdiğim bir arkadaşım dün akşam geç saatlerde aradı, zannettim ki doğum günümü kutlayacak. Bir şeyler sormak için aramış, biraz da hal hatır sordu, sonra kapattı telefonu. Yelkovanla akrebin sevişmesini bekledim, aramadı yeniden.&lt;br /&gt;Şimdi bir başka arkadaşımla, ki onu da çok severim, konuşuyorum. O da hatırlamadı doğum günümü. Araması, mesaj atması da gerekmiyor halbuki onun. Boşlukları ve noktayı sayacak olsak toplam 24 kere klavyeye basacak, boşluklara ve noktalama işaretlerine günümüz gençliği gibi riayet etmese 20 karakter. Zaten hepsi beşer karakterden oluşan kelimeler. Çok zor değil kısaca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birazdan uyuyacağım uyandığım günde, şu an niyeyse uyuduktan sonra uyanmak istemiyorum. Feci derecede yalnız hissediyorum kendimi. İyi ki kimse okumuyor bunları, okusa intihar edecek sanıp velveleye verirdi ya da ne bileyim vermezdi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-783429407124382755?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/783429407124382755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=783429407124382755' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/783429407124382755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/783429407124382755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2008/05/lanet-gn.html' title='Lanet günü'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-6795596163566833958</id><published>2008-05-01T18:28:00.002+03:00</published><updated>2008-05-01T19:02:17.403+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşam'/><title type='text'>Dostluk &gt; arkadaşlık &gt; herhangi bir kimse</title><content type='html'>Hayatın koşuşturmacasına yine yetişemez oldum. Sabahları uyuyup akşamları kalkmamın bunda etkisi yadsınamaz muhtemelen. Dostlarımı aramadığım için arkadaş sınıfına dönüşenler oluyor. Biraz kendimi ve programımı (uykumdan feragat ederek) sıklaştırarak onlarla daha çok görüşeyim dedim... Dedim demesine ama telefonda, yüzyüze ne konuşacağımı bilemedim. Dost dediğin 10 sene sonra bile görsen konuşacak bir şeyler bulacağın insandir. En azından şimdiye kadar ki dostlarım hep bu şekildeydi. Ne değişti bilmiyorum ama konuşacak şeyleri çarçabuk bitirdim. Oturdum önce sessizce, bir şeylerin aklıma gelmesini dilerken dedim ki bu dostluk artık bitmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaş oldu nitekim kendisi. Arkadaş olarak görüp fazla derinlere dalmadan konuşunca konuşacak bir şeyler kendiliğinden olmasa bile su yüzüne çıkmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarımdan bazılarını aradım, telefonlarına cevap vermeyenler oldu. Açıp şu an meşgulüm diyenler. Say say bitmez. Sonuçta programımı sıkıştırıp kendimi zora sokmama değecek pek insan kalmadığını gördüm etrafımda. Elde birkaç tane kaldı dost, birkaç tane de iyi arkadaş. Umarım bir süre sonra onları da kaybetmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişe dönüp bakıyorum; gördüğüm şeyleri özlemiyorum dersem yalan olur. Çok değil bundan 3-4 sene önce arkadaşlarımla görüşmeye yetişemiyordum. Heryere, herkese yetişmeye çalıştıkça canlandığımı hissediyordum. Şimdi ise kökleri kurumuş bir ağaç gibi oturup aranmayı bekliyorum. Sanırım suyumu çok kaçırdılar, köklerin ondan kurudu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle de saçma sapan bir yazıydı işte bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-6795596163566833958?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/6795596163566833958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=6795596163566833958' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6795596163566833958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6795596163566833958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2008/05/dostluk-arkadalk-herhangi-bir-kimse.html' title='Dostluk &gt; arkadaşlık &gt; herhangi bir kimse'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-329204507755933598</id><published>2008-03-19T18:13:00.002+02:00</published><updated>2008-03-19T18:56:06.146+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorgu'/><title type='text'>Kızsam kızamam, ne yapalım!</title><content type='html'>Bazen o kadar sinirli oluyorum ki kendimden nefret ettiğim bile oluyor. Irsi bu diyip sıyrılmayı çok seviyor genelde insanlar bu tür şeylerden. Kimi zamanlar ben de bu kolay yolu tercih ediyorum ama ırsiliğinin dışında başka etkenlerde yok mudur sinirli olmamız için?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şeyi değiştiremiyor olmak feci derecede asabımı bozuyor. İşte o anda bir şeyleri değiştiriyorum genelde ama hep olmaması gerektiği şekilde değişmiş oluyor. Kendimi durdurma şansım olmuyor. Sinirle kalkan, oturamıyor bile. Böyle dediğime göre az biraz ders almış olsam gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz evvel yine kızdım, ne yapsam bilemedim.  Kızgınlığımı göstermemek için direndim ve başardım ama bu defa da kızmama yol açan kişi bana kızdı. Öyle bir kaos ki... Neticede şu anda iki insan birbirine kızmış durumda. Birisi sözlerin tutulmamasına kızarken diğeri görmezden gelinmeye kızmış durumda. İşin ilginci muhtemelen sadece ben kızıp gürlemiş olsam, çok benzer bir sonuç roller değişerek gerçeklenmiş olacaktı. Bir taraf içten içe kızarken, diğeri kızgınlığını aleni bir şekilde göstermiş olacaktı. Sonuçta iki tarafta kızgın olacaktı. Başka yolu yok mu bunun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atsam diyorum bazen, evet düşünüyorum bunu ama atamıyorum bir türlü. Aile bireylerinde çok görülür bu olay. Birisine ne kadar kızarsanız kızın, bu sizin çocuğunuz, kardeşiniz, anneniz veya babanız ise o zaman atmak o kadar kolay olmaz. Hatta bu kişi olabildiğince kötü olsa bile elleriniz titrer, soğuk terler dökersiniz. Zarar gören kendiniz bile olsanız a-ta-maz-sı-nız!&lt;br /&gt;Peki, ya hiçbir kan bağınızın olmadığı birisini? Salt sevgi ile dayanma gücü aşılanır mı insana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmem, birazdan göreceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-329204507755933598?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/329204507755933598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=329204507755933598' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/329204507755933598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/329204507755933598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2008/03/kzsam-kzamam-ne-yapalm.html' title='Kızsam kızamam, ne yapalım!'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-8258441980528970821</id><published>2008-01-27T01:15:00.000+02:00</published><updated>2008-01-27T01:44:50.655+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorgu'/><title type='text'>Merak ediyorum, "Merak ediyor musunuz?"</title><content type='html'>Bazen bu dünyada niye yaşadığımızı anlamladıramıyorum. Tanıdığım birkaç kişi kendisine belirli yaşama amaçları belirlemiş vaziyette, bir tanesi Allah'a olan inancıyla, bir diğeri iyiliğe olan bağlılığıyla bu hayatı anlamlandırmaya çalışıyor. Ben henüz niye yaşadığımızı anlayabilmiş değilim. Bundaki en büyük etken "insan" denen meret olsa gerek. İnsani anlayabilmek gerçekten çok güç. Ne istediğini, ne düşündüğünü, yaşama amacını, bir sonraki hamlesini. Belirli bir kapasitesi var birçok insanın. Bir sonraki hareketleri anlaşılabiliyorsa bu defa ne istediği veya yaşama amacı anlaşılamıyor. Tamamiyle bir insanı anlamak bu sebeple imkansız bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz günlerde filmlerle ilgili bir sitede "kötü filmlerle" alakalı bir anket vardı. Orada yazılanları görünce içimden küfretmeden duramamıştım. Bunların hangi filmler olduğunu saymaya gerek yok, tek diyebileceğim birçoğu benim görüşümce başyapıt veya civarında gezinen filmlerdi. İnsanların bu filmleri neden anlamamış olabileceğine baktığımda bu filmlerin birçoğunun senaryosunun karışıklık içerdiğini gördüm. En düz olarak sayılabilecek filmde bile tersten işleyen bir şeyler vardı. Düz olmayıp biraz karışık olanlarda da bazı önkabuller ve bilgiler gerekiyordu. Bu filmlerden birkaç tanesini yazanlara mesajla bazı sorular sorduğumda kafamda pek soru işareti kalmamıştı. Bu insanların merak denen şeyle yakından uzaktan alakaları yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak ilginç bir şeydir, insanın damarlarında akan kan kadar önemlidir. Merakı olmayan bir insan çoktan ölmüş demektir. Bazen tam tersi de olabilir pek tabii ki. Merakı yüzünden de insan ölebilir. Ben henüz o tarafını merak etmiyorum, belki buradaki meraklarım biterse o zaman onu merak edip öğrenmek için zamanı hızlıca ileriye sarabilirim.&lt;br /&gt;Merak insanı besleyen, ona çoğu zaman analık eden gerektiğinde babalığını da gösteren bir dürtüdür. İnsan doğasındaki merak sayesinde birçok sır çözülmüş, birçok ilerleme kaydedilmiştir der bir öğretmen. Bunu derken herhangi bir merak uyandırabilir mi peki?&lt;br /&gt;Bilgi çağında yaşadığımızı sandığımız şu günlerde etrafımızdaki birçok insanda eksik olan şey "merak". Bilgi kirliliği içinde nelere bakması gerektiğini ya da bakıp bakmaması gerektiğini bile bilmeyen et yığınlarıyla birlikte yaşıyoruz.&lt;br /&gt;Bir adam düşünün; sabah uyanıyor, yüzünü yıkadıktan sonra kettle ile su ısıtırken diğer yandan giyinmeye başlıyor. Kettle suyu ısıttığında sallama çayını bardağına atıyor ve çayını yudumlayıp arabasına atlayıp işe gidiyor. İşte yapması gerekenleri robot misali yapıyor, öğlen yemeğini yiyor arkasından tekrar robotluğa geri dönüyor. Akşam mesaisi bittiğinde arabasına atlayıp evine doğru yol almaya başlıyor. Eve geldiğinde günün bedensel yorgunluğunu ayaklarını uzatıp oturmak yoluyla atmaya çalışıyor. Bir süre sonra televizyon karşısında yorgunluktan uyuklamaya başlıyor ve gece olmadan yatağına giriyor.&lt;br /&gt;Sizin de etrafınızda bu tarz insanlardan çok fazlaca olduğuna eminim. Bu insanlar niye yaşadıklarını biliyorlar mı? Yaşamak zorunda oldukları için mi yaşıyorlar? Peki yaşamak mıdır bu?&lt;br /&gt;Bir ileriki aşamaya götürecek olursak bu insan denilen et parçasının birebir bir mollysini daha yapmış olsaydık sizce herhangi bir değişik davranışta bulunuyor muydu? Yoksa yapması gerektiğini düşündüğü şeyleri yapmaya mı çalışırdı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yine&lt;/span&gt;?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın herhangi bir şeye merak edebilmesi için paraya veya vakte ihtiyacı var mıdır? Merakın zeka veya akılla ilgisi var mıdır? Peki ya eğitimle? İlk çağlara giderek düşünecek olursak bunlardan hiçbirisine ihtiyacı yoktur diyebiliriz kaba taslak. Acaba ilk çağlarda herkes her şeyi merak ediyor muydu? Bir kişi merak ederken diğerinin merak duymamasının sebebi ne olabilirdi? Bir şeyler olması gerekiyor, merakı körükleyen ona devamlı bir şeylerin gizemde olduğu hissini veren bir şeyler. Peki, ne olabilir o "şey"?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben biliyorum bunun nedenini ama size söyleme niyetinde değilim. Söylersem ne manası kalır?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-8258441980528970821?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/8258441980528970821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=8258441980528970821' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/8258441980528970821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/8258441980528970821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2008/01/merak-ediyorum-merak-ediyor-musunuz.html' title='Merak ediyorum, &quot;Merak ediyor musunuz?&quot;'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-8068655011378446423</id><published>2008-01-04T01:05:00.000+02:00</published><updated>2008-01-04T01:08:08.181+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorgu'/><title type='text'>Geri ödeme vakti geldi!</title><content type='html'>Nereye gidiyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten bilmiyorum ve artık bilmek istiyorum. Bu yüzden bir süre kafa iznine çıkıyorum. Kendi sınırlarımı ve gerçekliğimi öğrenebilmek için bir süre tüm bu sanallıktan uzaklaşmam gerekiyor. Sonucunda ne olacak bilmiyorum ama hiç yoktan denemiş olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arkadaşımın dediği gibi "Herkes yaptığının karşılığını bulur".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalanlarım beni daha fazla taşımamalı. Şimdi tüm o yalanların ve boşvermişliğin geri ödeme vakti geldi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek hayatı hoşbulmak üzere. Şimdilik elveda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-8068655011378446423?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/8068655011378446423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=8068655011378446423' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/8068655011378446423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/8068655011378446423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2008/01/geri-deme-vakti-geldi.html' title='Geri ödeme vakti geldi!'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-3992073429265425509</id><published>2007-12-21T05:58:00.000+02:00</published><updated>2007-12-21T06:20:19.449+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düz'/><title type='text'>Yine, yeniden yanlış anlaşılmak</title><content type='html'>Sebebi nedir hiçbir fikrim yok? Konuşmadan evvel defalarca düşünen bir insanım fakat her ne hikmetse bir şekilde yanlış anlaşılabiliyorum. Amacımın tamamen uzağında bir algılanma hasıl olunca ister istemez moralim bozuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son birkaç haftama şöyle bir bakış attığımda, en az bir elin parmakları kadar yanlış anlaşıldığım nokta buldum. Noktalar da öyle ufak şeyler değil. E, sonuçta bu noktalar birleşip bir doğru oluşturuyor ve değerlendirilen "ben" farklı bir şey oluyor. Bu ben değilim ki diye bağırmak istiyorum, peki ya bu gerçekten bensem?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin dün... Bir yazıyla ilgili olarak yön göstermeye, bir şekilde o yazının hazır olmasına çabalıyordum. Söylediklerim tamamen bu yönde olmalıydı, hatta öyleydi de şimdi tekrar söyleyecek olsam herhalde yine aynı şekilde dile getirirdim söyleyeceklerimi. Peki ya sonuç? Sonuç hiç de öyle değildi. Benim anlatmak istediğimin tam tersi istikamette heves vermesi gerekirken heves kırıcı bir şey algılanmıştı. Hata bende miydi? Eksik cümleler mi kurmuştum? Yoksa yanlış kelimeler mi ihtiva ediyordu cümlelerim? Düşünüyorum, düşünüyorum... Hayır! Kendimce doğru dile getirmiştim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, o zaman niye öyle algılanmamıştı? Tamamen zıt bir şekilde algılanması tamamen algılayıcının suçu muydu? Ruh halinde bir sorun mu vardı? O an söylediklerimi aslında oldukları gibi değil de, duymak algılamak istediği gibi mi algılamıştı? Pek zannetmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi tekrar anlatmak istesem aynı şekilde anlatırım diyorum, peki tüm kelimeleri eksiksiz hatırlıyor muyum ki? Bir kelimeyi, bir "şeyi" fazla veya eksik söylesem tüm anlatmak istediğim değişir miydi? Belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle anlamaması gerekirdi diyorum, peki tekrar anlattığımda kullandığım ton değişip daha ilgi çekici olsa ve bir kelimeyi bile kaçırmasa yine aynı şeyi mi anlardı karşımdaki kişi? Öncesinde bir güzel söz söyleyip, arkasından eleştirileri getirsem daha çok mu heveslendirirdim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde bayağı düşündükten sonra kararım şu oldu. Bazen her nasıl algılanmak istersek isteyelim öyle algılanmıyoruz. Ne algılayıcıda, ne de anlatıcı olarak biz de suç olmasına gerek yok. Bazen sırf öyle olduğu için öyle oluyor. Bir sebep olmasına gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bu yüzden dünya bu şekildedir. İnsan olmanın güzel ve ayrıcalıklı bir şey olmasının sebebi de budur belki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yazdığım şeye göndermeden önce şöyle bir tekrar baktımda, e ben yine yanlış anlaşılıyorum gibi?&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-3992073429265425509?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/3992073429265425509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=3992073429265425509' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/3992073429265425509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/3992073429265425509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2007/12/yine-yeniden-yanl-anlalmak.html' title='Yine, yeniden yanlış anlaşılmak'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-693001204418775889</id><published>2007-12-16T03:59:00.000+02:00</published><updated>2007-12-16T04:15:34.050+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düz'/><title type='text'>Yaşamak için yazmak veyahut yazmak için yaşamak</title><content type='html'>Bugünlerde Gabriel Garcia Marquez'in "Anlatmak İçin Yaşamak - Vivir Para Contarla" isimli kitabını okuyorum. Bu kitaptan bağımsız olarak bugün aklıma bir şeyler takıldı. Ben genelde çok uzun cümleler kurarak, uzun şeyler anlatırım. Sadece yazerken değil konuşurken de konuyu uzatır, sündürür olur olmadık şeyleri eklerim. Bunu yapmamdaki en büyük etken karşı tarafın o konuya ilişkin şeyleri bilip bilmediği noktasıdır. Sonuçta bir şeyi anlatırken arada durup, şunu biliyor muydun bak bilmiyorsan anlatacağım yok biliyorsan devam edeceğim anlatacağıma denilemeyeceğine göre -ki böyle yapmak anlatılan şeyi tamamen dağıtmak manasına gelir- karşı tarafın bilmediğine kanaat getirdiğim şeyleri de katarak olayı anlatırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay her ne olursa olsun, karşı tarafın dinleyebileceğini düşünüyorsam en ince ayrıntısına kadar anlatmayı yeğlerim. Sonuçta önemsiz olan şeyleri anlatmamak için elimden geleni yaparım. Bana ne önemli geliyorsa onu anlatmak için çabalarım. Fakat her nedense çoğu kişi bunu bu şekilde görmüyor. Laf kalabalığıyla konunun dağılması neticesinde konstrasyonlarını dağıttığımı, bu sebepten ötürü de beni tam manasıyla dinleyemediklerini öğreniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıkla ne alakası var kardeşim bunun diyeceksiniz. Haklısınız, direkt olarak alakası yok. Ben neden bahsediyorum? Hala anlamadınız sanırım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşi yazmak olan, hayatını bu yolla kazananlar için yaşamak için yazmak gayet olağandır. Benim gibi yazmak için yaşayanlar ise durum biraz daha farklı. Yazabilmek, yazabilmeyi sağlamak için de anlatmak ve dinlemek, bu esnada da yaşamak. İşte bunu yapması gerçekten çok zor.&lt;br /&gt;Bazen yazmak zorken, bazen anlatmak ve/veya dinlemek, hiç olmadı yaşamak zor oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bir kez daha anladım ki yaşamak gerçekten güç bir uğraşı. Hele ki önem verdiğiniz şey yazmak ise gerçekten çok zor. Bir yandan yürütülmesi gereken şeyler varken, yazmaya çalıştığınızda bir şeyleri eksit tutmak zorunda kalıyorsunuz. Sonuçta da bir ayrım noktasına varış gerçekleşiyor. Yaşamak için yazmak mı, yazmak için yaşamak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben henüz bunun kararını veremedim. Yaşamak bu kadar zor olmasa yazmak için yaşamayı tercih ederdim...&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-693001204418775889?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/693001204418775889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=693001204418775889' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/693001204418775889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/693001204418775889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2007/12/yaamak-iin-yazmak-veyahut-yazmak-iin.html' title='Yaşamak için yazmak veyahut yazmak için yaşamak'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-3182504414577646145</id><published>2007-12-11T05:25:00.000+02:00</published><updated>2007-12-11T23:48:45.812+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşam'/><title type='text'>Canım acıdı herhalde bugün</title><content type='html'>Bugün canım acıdı herhalde. Genelde canım acıdığında daha çok yazarım çünkü. Baştan güzel bir haber vereyim. Buraya giren çıkanı takip ediyorum. Yani girip yorum yazmasanız bile iç çamaşırınızın rengine değin biliyorum... Bu yüzden girmişken kendinizi direkt olarak ele verin ki şu garip fazla uğraşmasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönelim canımın acımasına. Hadi size bir kıyak yapayım farklı bir şekilde anlatayım canımın acımasını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 9:32. Hiç düz saatlerde kurmazdı alarmı. Hep bir küsürat hep bir çıkıntılık. Hayatında doğru ve düz bir işi yoktu zaten. Bir işi olduğu bile söylenemezdi. Bugün ise farklıydı. Bir işi vardı, yapılması gereken görevleri. Yataktan zor bela yuvarlanmayı denedi. Bu debelenme esnasında boynu garip bir şekil aldığından "hırt" diye bir ses çıkarttı. İşte, yataktan çıkmamak için bir sebep daha. Hayır, hayır... Yapması gereken işler vardı uyanması ve hatta direkt hazırlanıp evden çıkması gerekiyordu.&lt;br /&gt;Saat 09:37. Cep telefonunun alarmı tekrar ötmeye başlamıştı bile. Eliyle hemen "Snooze" tuşuna bastı. 5 Dakika boyunca rahattı artık. Boynunu ovaladı bir süre, dokunduğu yerler sızlıyordu. Sonra sebepsiz yere tavana bakmaya başladı. Yeni bir numara bulmuştu kendini haklı çıkartmaya yarayacak! Bir şey düşünüyormuş gibi yapıp tavana bakmak. Ne kadar dahiyane bir fikirdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lanet saat! Suç telefondaymış gibi yataktan aşağıya kolunu sarkıtıp telefonu odanın öbür ucuna doğru ittirdi. Bunu yaparken cezalandırma dürtüsüyle hareket etmiş ve yüzünde bir gülümseme açmıştı. 4 dakika 25 saniye sonra yaptığı hatanın farkına varacaktı, o zamana değin el ensede tavanı izlemeye devam edebilirdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lanet, lanet, lanet! Alarm yine ötüyordu ve telefon bu defa odanın öteki ucundaydı. Bir süre susar diye beklemişti ama kendisini iyi bildiğinden her zaman yatmadan evvel yaptığı gibi susmasız modda alarma aldığını hatırladı. Bu defa yerinden gerçekten kalkması gerekiyordu. Çünkü alarm tonu, uyanmak ve dışarı çıkmak zorunda olmaktan daha rahatsız ediciydi. Ayaklarını sürükleyerek odanın diğer köşesinde, kapıdan tarafta olan telefona ulaştı. Bu defa erteleme değin durdurma düğmesine bastı. Ne de olsa artık yataktan çıkmayı başarmıştı. Çok büyük bir isteksizlik veya Oblomovluk olmazsa yatağa geri girmezdi. Gerçi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon iğrenç bir tonlamayla çalışıyordu. Görevimiz tehlikenin midi formatındaki melodi gerçekten tehlikeli bir şeylerin habercisiydi zira aile bireylerinin aramalarına atanmış bir melodiydi...&lt;br /&gt;Yüzü koyun yatmakta olduğu yatakta yan döndü ve gözleriyle telefonu aradı odanın içinde. Odanın diğer ucunda duruyordu telefon! Telefonu oradan almamış mıydı? Rüyasında kalktığını görüp, gerçekten kalktığını mı zannetmişti? Homurdanarak telefon susmadan telefona yetişmeye çalıştı. Arayan! Hay lanet! Saat 10:30! Saat başları, dakika başları, yarım başları! Ah şu lanet düz ve tam sayılar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonu meşgule verip hemen üzerini giyinmeye başladı. 10:32 de evin kapısını kilitliyordu. Telefonu tekrar çalmaya başladı. Bu defa açmak zorundaydı, fakat açtığı takdirde asansöre binmesi gecikecek ve konuşmanın uzunluğuna göre bayağı bir süre kaybedecekti... 2 saniyelik bir düşünme sonrasında çağrıyı cevaplamanın sağlığı açısından daha yararlı olduğuna kanaat getirdi.&lt;br /&gt;Etrafta birileri olsa karşı tarafın sesini çok rahatlıkla duyar, ne kadar berbat, rahat, rahatsız ve dönek bir insan olduğunu öğrenirdi. Allahtan etraf sakindi. İşi olan işinde, işi olmayan uykusundaydı. O ise Araf'taydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon görüşmesi sadece 3 dakika sürdü. Zaten tek taraflı bir görüşme olmuştu, arayan konuşmuş o ise dinlemişti. Konuşmuştu derken azarlamak mahiyetindeydi. Zira tonlama ve sözler hep bu yöndeydi. Asansörden indiğinde saat 10:36'ydı. Gerçekten bayağı geç kalmıştı, onca azarı yemekte haklıydı. Sabah kahvaltısının yerini pek tutmuyordu gerçi azarlar ama olsun hiç yoktan açlığı baskılıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tramvay öğle saatleri olmasına rağmen kalabalıktı. Kalkma ihtimali en yüksek kişilere yaklaşıp diplerinde bitti. Kadın, birkaç durak ileride ineceği halde dibine dibine giren bu gençten rahatsız olmuş olsa gerek "buyrun oturun isterseniz" diyerek yerinden kalktı. Hiç istifini bozmadan bir güzel yerleşti boş yere. Kadının attığı bakışları görmemişti çünkü saate bakıyordu ve saat hiç de hoş şeyler söylemiyordu: 10:51.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalığın arasında yılan gibi kıvrılarak ilerliyordu, boy en tam yılan kıvamındaydı. İnsanlara verdiği rahatsızlık onu zerre rahatsız etmiyordu. Han'ın kapısına yaklaşmıştı. Saate bakmaya korkuyordu, saatin söyleyecekleri gerçekten çok acıydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asansöre binip 4. katın düğmesine bastığında gözü saatine ister istemez kaydı: 11:07. Asansör daha durmadan kapıyı ittirdi ve koşar adımlarla büroya doğru yöneldi. Kocaman cepleri 10 saniyesine mal olmuştu çünkü kapının anahtarını bulamıyordu. Anahtarı bulmaya çalışırken içerideki telefon çalmaya başladı. Ne bitmez çile diye düşündü, sabahın bu saatinde çekilecek gibi değil... Anahtarı deliğe tutturup kapıyı ittirdiğinde telefon susmuştu. Önemsiz olsa gerek diye düşünüp içeriye doğru yöneldi, montunu bir köşeye fırlatıp koltuğa oturduğunda saat 11'i 11 geçiyordu. Saat bayağı ilerlemişti ve yorulmuştu artık ayaklarını uzatıp biraz dinlenebilirdi... Öyle de yaptı ayaklarını masanın üzerine uzattı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman şimdi geçmek bilmiyordu işte. Saatlerce öylece oturup etrafa bakındı, camdan manzarayı izledi, sigara tüttürdü. 4 saat boyunca hiç telefon çalmadı, gelen olmadı. Karnının acıktığını farketti, dışarıdan bir şeyler söylemeyi düşündü. Telefon rehberinden lokantaların kartvizitlerine göz attı. Canı hiçbir şeyi çekmeyince gidip almayı düşündü. Deri koltuktan kalkıp, deliler gibi esip gürleyen havaya çıkma fikri gözünü korkutsa da, alıp yiyeceği güzel yemekleri düşündü. Karnı açtı ve karnı öyle pek kolay acıkmazdı. Öyleyse hareket zamanı diyip koltuktan fırladı sırtında kabuğuyla kaplumbağa misali. Kapıyı kilitleyip asansöre doğru giderken bir telefonun çaldığını duydu. Aldırmayıp asansörün düğmelerine bastı. Büfeye ulaşıp siparişini verdiğinde saat 3:17'yi gösteriyordu. 93 saniyede hazırlamıştı usta dönerini. Çok sevdiği tavuğa kavuşmuştu, ayranda cabası çabalarının karşılığıydı. 4. kat düğmesine basarken kocaman bir ısırığın ceremesini çiğniyordu. Büronun kapısında şöyle bir durup etrafına baktı. Çok sakin bir handı burası. Duvarların boyaları dökülüyor, camların önündeki saksılardaki çiçekler ise soluyordu. Han ölüyor gibiydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek ve dökülen duvar manzaralı yemeğinin bitmesine çok az kalmıştı. Ayranından bir yudum aldı, yine içeride telefon çalıyordu. Bi elindekilere baktı bi kapalı kapıya. Büyük bir ısırık daha aldı ekmek arası tavuk dönerinden. Arkasından gürleyen çağlayanlar misali boğazından akacak olan ayranı dikti kafasına. Telefon susmuştu, demek ki önemsizdi. Ayranı bitmişti, e o zaman kutuyu elinde tutması için bir sebebi kalmamıştı. Öylece savurdu boş ayran kabını. Anahtarı bu defa montunun cebine koymuştu araması gerekmiyordu, elini montunun cebine attığında ise olayın gerçekte pek de öyle olmadığını anladı... O esnada telefon tekrar çalmaya&lt;br /&gt;başlamıştı. Hem telefona hem de anahtarlara küfürler savurdu. Pantolonunun cepleri, montunun iç cepleri her yere baktı bakmasına ama anahtarlardan ne iz vardı ne ses seda. Geri dönüp baktığında saksıların önünde gördü anahtarı. Ağır adımlarla o yöne doğru yürümeye başladığında telefon yine susmuştu, amma önemsiz aramalar geliyordu bu büroya böyle?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar deri koltuğa yayıldı. Bir sigara yakıp bilgisayarın düğmesine bastı. İnternette dolaşıp, zaman öldürmeye çalıştı, zor şeydi zaman öldürmek. İstendiğinde zaman gerçekten geçmek bilmiyordu. Saat 16:52 de bugünki mesaisinin bittiğine karar verdi. Çıkmak üzere hazırlanmaya başladı. Telefonunu almak üzere elini montunun cebine attığında telefonunun orada olmadığını farketti. Telefonunu da saksının önüne mi koymuştu? Gerçi orada görmemişti ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonun büronun bir köşesinde olma ihtimalini düşünerek bürodan cep telefonunu aradı çalıyordu ama açan yoktu, bir ses de duymuyordu. Aceleyle kapıyı kilitleyip etrafa bakındı. Yoktu telefonu. Tavuk döneri aldığı büfeye gitti, etraftaki esnaflara sordu ama telefondan hiç iz yoktu. Hemen bir kulübeye gidip telefonu tekrar aradı. Çalıyor çalıyor açan olmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polise gidip telefonunun çalındığına dair ifade vermeyi düşündü sonra bir sürü uğraşı olacağını düşünüp giden gitmiştir kalan sağlar bizimdir diye düşündü. Gerçi elinde bir şey kalmamıştı ama olsun cana geleceğine mala gelsindi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tramvaya bindiğinde saat 18'e dayanmak üzereydi. Yine kalabalıktı tramvay, artık hangi saat olursa olsun kalabalıktı tramvay. Apartmanın kapısından yüzünü ve vücudunun her yerini yalamış olan rüzgarı geride bırakarak içeri adımını attı. Asansörün düğmesine basarken saatine gitti gözü. Saat 18:23'tü. Kapıyı açmak için kısa süreli bir olağan anahtar arama sekansını yaşadı. Anahtarı deliğine soktuğunda Görevimiz Tehlikenin tehlike çanlarını duydu. Sevinmekle, korkmak arasında bir gel git yaşadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Devamı daha sonra...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-3182504414577646145?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/3182504414577646145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=3182504414577646145' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/3182504414577646145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/3182504414577646145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2007/12/canm-ac-herhalde-bugn.html' title='Canım acıdı herhalde bugün'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-18856560548944190</id><published>2007-12-11T05:09:00.000+02:00</published><updated>2007-12-11T05:21:43.010+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düz'/><title type='text'>Canım yanlış anlaşılmak istedi</title><content type='html'>Bugün adsl bağlantım o kadar yavaştı ki en son yatmadan önce canım çektiğinden bir şeyler yazma isteğiyle buraya girerken kapıdan dönüyordum neredeyse. Canım istemez hale gelecek diye korktum. Sonra dedim ki can bu, ister istemez, istemişken yazayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse bugün dikkatimi çekti de ben feci şekilde iletişimsiz bir insanım. Öyle böyle değil, bugün ekşi sözlükte birisine mesaj atacak oldum, sonra dedim ne yapıyorum ben? Niye böyle dediğimi bilmiyorum açıkçası. Sonradan düşününce acaip saçma geldi, niye böyle düşünmüş olabileceğimi anlayamadım. Gayet yerinde ve atılması gereken bir mesajdı ama atmadım sonuç itibariyle...&lt;br /&gt;İnsan garip bir varlık. Bazen--- Ne bazeni çoğunlukla kendisini kendisi bile anlamıyor. Sonra bir de etraftan anlaşılmayı bekliyor. Ne ikiyüzlülüktür bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok korktuğum şeylerden birisi yanlış anlaşılmaktır. Bazen yanlış anlaşılmayayım diye etraftaki bazı kişilerle konuşmam. Söyleceklerimin yanlış anlaşılmasındansa hiç anlaşılmamayı yeğ tutarım anlayacağınız. Bu gibi durumlar dışında genelde çok fazla konuşurum, aynı çok fazla yazdığım gibi. Çenem kapanmaz, kapanmadığı gibi bazen? laf salatası yaparım. Anlatmak istediğim şeye ulaşana değin karşı tarafa gerekli bilgi yüklemelerini yapma gibi bir zorunluluk içinde hissederim kendimi. İşte bunun da sebebi yanlış anlaşılmamaya çalışmak. Ahh şu yanlış anlamalar yok mu?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hikaye yazayım dedim, bayağıdır aklımda dolanıp duruyordu. Yazmadan evvel şöyle bir düşündüm, bunu bir yere koyarsam kesin yanlış anlaşılırım sonucuna vardım. Birkaç kişiye, abiyene tabirle bir bilene, sorayım ondan sonra nihai kararımı vereyim dedim. Gittim sordum, böyle böyle bir şey yazmayı düşünüyorum ama ne düşünürsün diye. Geri dönüşler pek hoş olmadı açıkçası. Beni tanıdıkları, iyi tanıdıkları, halde onlar bile yanlış anladı. Anlatmak istediğim asıl şeye bu yolla ulaşamayacağımı kavramış oldum. Velhasıl 1,5 senedir kafamda tasarladığım hikaye bir 1,5 sene daha beklemek üzere derin dehlizlere doğru itildi. Gerçi çok fazla derine itmemiş olacağım ki aradan geçen günler haftalara varmadan tekrar şekillendirmeye başladım hikayeyi. Sonucunda bir şeylere vardığımı düşündüm... Bakalım bu defa da yanlış anlaşılmalara mahal verebilecek bir şey mi oldu yoksa gerçekten anlatmak istediğimi gayet güzel anlatabileceğim bir şey mi? Etrafımdaki insanlara, bir bilenlere, sorduktan sonra çok daha netleşecek bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burayı açarken ki amacım kafama göre yazmaktı. Şu an kimse okumuyor bunları, ileride de belki kimse okumayacak. İşte bu rahatlıkla yazıyorum. Canım isterse hikaye, canım istemezse düz yazı. Çalakalem bir şeyler yazmaya devam edeceğim burada. Bu rahatlığı sevmeye başladım çünkü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-18856560548944190?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/18856560548944190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=18856560548944190' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/18856560548944190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/18856560548944190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2007/12/canm-yanl-anlalmak-istedi.html' title='Canım yanlış anlaşılmak istedi'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-6420410613504809046</id><published>2007-12-09T02:54:00.000+02:00</published><updated>2007-12-09T03:02:50.233+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşam'/><title type='text'>Nedensiz hüzünler</title><content type='html'>Hüzünlenmek için her daim bir nedene gerek yok. Öylece kapalı bir havada tepene düşen yağmuru görebilmek için kafanı gökyüzüne kaldırdığında o karalığın içinde gördüğün bembeyaz martılar hüzne hamili yakınimdir diyebilir. Velhasıl bugün böyle oldu. Uzun bir dolmuş sırasının en sonunda, kulağımda kulaklıklar öylece beklerken bir damla düştü burnuma. Benim burnum zaten koku harici her şeyi çeker, bela da dahil. Kafamı gökyüzüne kaldırdığımda boyaları dökülmüş ahşap evlerin arasından karanlık gökyüzünü gördüm. O karanlığın içinde 2 tane martı vardı, beyaz gelinler gibi. Martıların aslen pek mutluluk verici bir yanları yok, martıların sevgiyle de alakası yok ama olsun... İstanbulla özdeşleşmişler bir kere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulağımda yankılanıyor müzik;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;gel diyor, geç olmadan gel, geçiyor yıllar&lt;br /&gt;böyle başladı, dönülmez bu müthiş firar&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Ah bir firar edebilsem şu hayattan, ama nafile yakarışlar bunlar. Pencerelerden atladım olmadı, şeker yedim olmadı. Ne yaparsam yapayım şu hayattan malulen emekli olamıyorum. İlla ki yaş haddinden emekli olacağım anlaşıldı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-6420410613504809046?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/6420410613504809046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=6420410613504809046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6420410613504809046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6420410613504809046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2007/12/nedensiz-hznler.html' title='Nedensiz hüzünler'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-6970516621038300799</id><published>2007-12-01T03:36:00.000+02:00</published><updated>2007-12-01T04:02:29.492+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorgu'/><title type='text'>Sorgu / Sevmek sevgiliyi sevgiden midir?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;Yeşil göz:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kadınlar önlerinde dizlerinin üzerine çökmüş bir adama hayır diyemez. Kadınların en zayıf yerlerinden birisidir bu. Severler. Zaten sevgiden dolayı olmuyor mu çoğu şey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 255, 51);"&gt;Mavi göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilik denilen şey, uzak diyarlara yolculuğa çıkmaya planlayan insanın ayaklarına prangalar takmak demektir. Uzak diyarlara gidip elfleri görmeden bu müesseseye adım atmak için niye aceleci olunsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;Yeşil göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskisini hatırlamaz insan, hafızası çabuk silinir. Hele ki güzel günler gelirse o zaman hafızası yumuşar bir şekilde unutmaktan da mutlu olur. Eskiden nasıl olduğunu, hangi pencerelerden döndüğünü bilmez. Geceler boyu ettiği duaları, canlarına yaptığı haykırışları çoktan unutmuştur. O an ve o anın mutluluğu gözlerini kamaştırır bir şekilde ruhu Nirvana'ya vardığından geçmişi unutmuştur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 255, 51);"&gt;Mavi göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevilmeyi istemenin neresi kötü? Kim diyebilir ki bu sevgi, sevgili bu... Bundan ötesi yok diye? Koca bir yalandan öte nedir bu?! Pür, katıksız bir sevgiden söz edilebilir mi? Sevginin bir tane tanımı olduğunu söylemek duyguları görmezden gelmekten öteye geçmek değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;Yeşil göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek yetinmeyi bilmez. Elindekine şükretmez. Sevgiyi gördüğünde sevginin üzerine basar, tırmanır tepeye etrafın kolayca görebileceği bir noktaya çıkmış olur. Üstüne aramıyorum der, mutluyum der, seviliyorum der. Aramak kelimesinin manasını bilmez zaten o! Söyledikleri ciddiye bindiğinde geyikti demekten geri durmaz, geyiklerin boynuzları ne kadar büyükse o kadar güzel ve kolay eşler bulabildiklerini bilmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 255, 51);"&gt;Mavi göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu çok seviyorum, o beni çok seviyor biliyorum ama ona göre ben onu yeterince sevmiyorum. İşte bu noktada başlıyor uzak diyarlara bir yolculuk. Arkanda muhtacı, sevgi açını bırakıp gitmek gerek uzak diyarlara ulaşabilmek için. Peki öyle olunca çok seviyor mu oluyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;Yeşil göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doymak bilmez canavarlardır erkekler. Bir şekilde daha güzel bir deliğe ve deliğin etrafındaki ete bakarlar. Burunları leşlerden çıkmaz, onur kelimesi mi dedi birisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 255, 51);"&gt;Mavi göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırf birisi seni çok seviyor diye onu sevemezsin. Onu seviyorum, yalnız o beni çok seviyor diye değil. Hem seviyor olsan bile sevginin çoğalması mümkün müdür? Karşılık beklenirse ona sevgi denilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;Yeşil göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamamakta direnir erkekler, kadınların sevdiklerini bulduklarında başka şey aramadıklarını anlamazlar. Sevginin daha çoğunu ararlar sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 255, 51);"&gt;Mavi göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiye doyulur mu? Kadınlar da doyabilir mi? Bir kadın asla bir erkekte egosunu doyuramaz, daha çok sevilmek ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;Yeşil göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler asla bir kadınla doymak bilmez beğenilmek ister. Arzuyla hareket edip, meleklerin bile onları arzulamalarını beklerler. Fiziğe karşı fiziksel bir dürtüyle hareket ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Kahverengi göz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın erkeği sevemeyecek, erkek kadını sevmeyecek. Travesti kadını severse, lezbiyen erkeği sevebilecek mi? Herkesin mutlu olduğu bir an varken hala neden başka an?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-6970516621038300799?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/6970516621038300799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=6970516621038300799' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6970516621038300799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6970516621038300799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2007/12/sorgu-sevmek-sevgiliyi-sevgiden-midir.html' title='Sorgu / Sevmek sevgiliyi sevgiden midir?'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-489320932694103999.post-6226121070279229785</id><published>2007-11-27T13:20:00.000+02:00</published><updated>2007-11-27T13:39:38.813+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşam'/><title type='text'>Her şeyi bilen hiçlik</title><content type='html'>Her yerde yazıyorum zaten bir de neden burada yazıyorum ki? Baştan söyleyeyim sorulara cevaplardan daha çok değer veririm. Anlayacağınız cevap vermeyebilirim her sorduğum ve sorduğunuz soruya. İşinize geliyorsa. Bakın canım şimdiden çekmez oldu yazmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi neyse, çikolatamı yedim de kendime geldim, ne diyordum? Yazı. Evet, her yerde yazıyorum; ekşi sözlük, forumlar, ekşi duyuru, beyazkarga, bir helke dolusu bilgi ve daha nice yerlerde. Üstüne üstlük kitap yazmaya çalışıyorum, şiirler karalıyorum, not defterime yazıyorum, boş bulduğum kağıtların kenarlarına yazıyorum. Okula gidiyorum sıranın üzerine yazıyorum, fotokopicilerden aldığım derslerde ve sınavlarda bakmam gereken notların üzerine yazıyorum. Aklımdakiler uçup gitmeden hep bir yerlere yazıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peki, niye?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey olup bir hiç olmak garip bir şey. Ben her şeyim ve bu yüzden hiçbir şeyim. Ne bir şair, ne bir eleştirmen, ne de başka bir şey. Sadece hiç'im. Hiçliğimden şikayetçi değilim, yanlış anlaşılmasın. Hiçlik güzeldir, her şeyi sadece hiçlik bilebilir. Tanrının tanımı değil midir zaten hiçlik? Her yerde olan, her şeyi bilen ama görünmeyen... Benim tek farkım görünebilir olmam. Gerçi fiziki olarak bazı etkenlerin de bunda büyük etkisi var. Nereden bakarsanız bakın beni görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nasıl bir hiç'im ben? Sinema eleştirmeni, şair, romancı, öykücü, masalcı, bilgisayarcı, elektronikçi, elektrikçi, dinleyici, izleyici, yapıcı, edici ve en önemsizi olarak öğrenci hiçiyim ben. Öğrenciliğin hiçliğimde büyük önemi var. Öğrenci olmasam herhalde bir hiç olmazdım. Hiçliğe giden yola öğrenciliğim sayesinde girdim, çünkü çok fazla boş vaktim vardı, bu sebepten öğrencilik en önemsiz hiçliğim şu anda. Arkasından hiçliği devam ettirebilmek için öğrenciliği devam ettirdim. Ne zaman biteceği meçhul olan bir bölümde sözde kimya mühendisi olabilmek için &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hiç&lt;/span&gt; uğraşmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dünya hayal ediyorum &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;entrapmen ütopyasında&lt;/span&gt;: tek odalı kapısı olmayan evler... 6 duvar arasında bir insan! Odanın ortasında bir masa karşısında bir koltuk, bir kenarda yatak, yatağın üzerinde bir klima, diğer tarafta bir tuvalet ve duşakabin.&lt;br /&gt;Önce insan doğuyor. Aile onları belirli yaşa büyütüyor, yüremeyi ve konuşmayı öğrendiklerinde bir boşluğa yerleştiriyorlar. Etrafına 6 duvarı örüyorlar bir güzel... Burada büyüyor insan. Masanın başındaki koltuğa oturuyor, hava pompasından yemek siparişi veriyor "Anne yemeği mi özlediniz, bir tuşa basın ev yemekleri gelsin", canı isterse duş alıyor tahmini duş alış aralığı 20 günde bir...  Tuvalete arada gidiyor, arada koltuğu kullanıyor. İnsan oluyor bir hiç, ben oluyor en güzeli de. Belki birgün tanrı da olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir hiç oldum, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;her şeyi bilen bir hiç&lt;/span&gt;, hiçbir yerden gelmeyen, hiçbir yere gitmeyen bir hiç. Niye?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/489320932694103999-6226121070279229785?l=canimisterse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://canimisterse.blogspot.com/feeds/6226121070279229785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=489320932694103999&amp;postID=6226121070279229785' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6226121070279229785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/489320932694103999/posts/default/6226121070279229785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://canimisterse.blogspot.com/2007/11/her-eyi-bilen-hilik.html' title='Her şeyi bilen hiçlik'/><author><name>Suat Demirel</name><uri>https://profiles.google.com/116040475724774689036</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-Gwc-meR4eCc/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABA8/ixqusjblHOw/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
